14 Haziran 2014 Cumartesi

geceler.

Uzun zamandır düşünüp fakat taşınamadığım bir konu bu.
Gece mi ? Gündüz mü ?
Geceler.

Bazen geceleri işi gücü bırakıp, dışarıya bakıyorum. " Bir tek ben miyim ? " diye. Yalnız değilim şükür. Fakat sokaklara baktığımda, her yer aydınlık oluyor. Hatta bazı sokakların gündüzden farkı yok ! Sanki gece değilde, güneş tutulması, hafif bir akşam üstü karartısı gibi seziyorum. Sanki doğayı bütünüyle bozmuşuz gibi. Sonra hemen yatıyorum. Çünkü o saatte yatmak gerekiyor. Doğaya hiç uymuyoruz. Uymuyorum. Ne olduk diye de sormaktan acayip korkuyorum. Sorsak da cevaplayabilir mişiz sanki..

Bazen sokaklara baktığımda, bir kaç insan gördüğüm bile oluyor. Hayranlıkla bakıyorum ona-lara. Düşünsenize elektrik olmadığı zamanda dışarıda o kadar güvenle, öz güvenle gezebilir miydik ? Bilinmez diyorum ben buna.



Bazen sokaklara baktığımda, başı boş hayvanlar görüyorum. Yazık. Onların bile doğalarını bozmuşuz. Bazıları bir oraya bir buraya koşturup duruyorlar. Çünkü biz bencil insanoğlu sadece " BEN " demişiz. Benden gayrısını düşünmemişiz. Dediğim gibi; hayvanlar bile bir oraya bir buraya. Onlarda geceleri gündüz zannediyorlar. Bence.

Bende geceleri gündüz zannediyorum. Haklımıyım; EVET. Haksızmıyım; EVET. Paradoks.
Bunu bir daha düşünüp taşınmak gerek. Her ne kadar taşınamasakta.

Demek istediğim, bozmaya çalıştığımız şey bizim dünyamız. Şöyle anlatabilirim aslında;

Nasrettin Hocanın bindiği dalı kesmek istemesi ve kesip düşmesi gibi. Bizde bindiğimiz dünyayı kesiyoruz. Fakat sıkıntı, hem de büyük bir sıkıntı; Nasrettin Hoca düştüğünde konuşabilmiş ve " Zaten inecektim. " demiş. Biz ne konuşabileceğiz, nede düştüğümüzde konuşabileceğimiz bir şeyler olacak.

uğur karadeniz