4 Eylül 2014 Perşembe

sade bir kahve.

sade bir kahve.
bilir misin ?
bilir misiniz ?

sıcacık. mevsimin ne olduğu, mevsim ile günlük hava durumunun uyuşup uyuşmadığı bile fark etmez. alışılmış çaresizlik diye duymuştum bir arkadaşımdan. sanki bunu ifade etmek istemiş gibi. her daim sıcak. sıcak ! sıcak, koyu, duruma bağlı olarak.

belkide hiçbir faydası yok. bu tartışmaların dışında ve hatta tartışılması bir o kadar saçma. düşünsene. acaba nasıl bir cevap alabilirsin ?

28 Ağustos 2014 Perşembe

yeni fikir..

Yeni bir fikir gelir aklına. Sonra gider.
Biri gelir diğeri de gelir. Üst üste gelirler.
Sürü psikolojisi işte, hepsi gider..
uğur karadeniz

24 Ağustos 2014 Pazar

belki..

belki yazarım bundan sonra.
bazen, belki..
uğur karadeniz

17 Haziran 2014 Salı

14 Haziran 2014 Cumartesi

geceler.

Uzun zamandır düşünüp fakat taşınamadığım bir konu bu.
Gece mi ? Gündüz mü ?
Geceler.

Bazen geceleri işi gücü bırakıp, dışarıya bakıyorum. " Bir tek ben miyim ? " diye. Yalnız değilim şükür. Fakat sokaklara baktığımda, her yer aydınlık oluyor. Hatta bazı sokakların gündüzden farkı yok ! Sanki gece değilde, güneş tutulması, hafif bir akşam üstü karartısı gibi seziyorum. Sanki doğayı bütünüyle bozmuşuz gibi. Sonra hemen yatıyorum. Çünkü o saatte yatmak gerekiyor. Doğaya hiç uymuyoruz. Uymuyorum. Ne olduk diye de sormaktan acayip korkuyorum. Sorsak da cevaplayabilir mişiz sanki..

Bazen sokaklara baktığımda, bir kaç insan gördüğüm bile oluyor. Hayranlıkla bakıyorum ona-lara. Düşünsenize elektrik olmadığı zamanda dışarıda o kadar güvenle, öz güvenle gezebilir miydik ? Bilinmez diyorum ben buna.



Bazen sokaklara baktığımda, başı boş hayvanlar görüyorum. Yazık. Onların bile doğalarını bozmuşuz. Bazıları bir oraya bir buraya koşturup duruyorlar. Çünkü biz bencil insanoğlu sadece " BEN " demişiz. Benden gayrısını düşünmemişiz. Dediğim gibi; hayvanlar bile bir oraya bir buraya. Onlarda geceleri gündüz zannediyorlar. Bence.

Bende geceleri gündüz zannediyorum. Haklımıyım; EVET. Haksızmıyım; EVET. Paradoks.
Bunu bir daha düşünüp taşınmak gerek. Her ne kadar taşınamasakta.

Demek istediğim, bozmaya çalıştığımız şey bizim dünyamız. Şöyle anlatabilirim aslında;

Nasrettin Hocanın bindiği dalı kesmek istemesi ve kesip düşmesi gibi. Bizde bindiğimiz dünyayı kesiyoruz. Fakat sıkıntı, hem de büyük bir sıkıntı; Nasrettin Hoca düştüğünde konuşabilmiş ve " Zaten inecektim. " demiş. Biz ne konuşabileceğiz, nede düştüğümüzde konuşabileceğimiz bir şeyler olacak.

uğur karadeniz

2 Haziran 2014 Pazartesi

bazenli bir söz.

bazen düşüncelerime takılıp, hayallerimde sallanıyorsun.
bazense sadece izliyormuş hissi.
uğur karadeniz

1 Haziran 2014 Pazar

birkaç dizi..

Person Of Interest

Bir çoğumuzun izlemesi ve haz alması gereken, o hazzı aldıktan sonrada oturup düşünmemiz gereken bir dizi.
Bir yazılımcı olan Harold Finch'in insanların hayatlarını hem tehlikede hemde güvende tutan makinesini üretmesiyle başlıyor her şey. Bizim bu Harold Finch zamanında toplama bilgisayar daha doğrusu kendisinin el yapımı bir bilgisayar ile birkaç korsanlık girişiminde bulunmuş. Falan filan diye hayatı sürerken, yaptığı makinenin bir eli, ayağı olacak biri lazım olur. Giderler onuda özel ajan, rambo karışımı John Reese' de ekibe alırlar. Ekip gittikçe büyür. Şimdi asıl mesele 4. sezonda neler olacağı. Finch'in makinesine karşı bir makine daha gelmiştir New York'a. Samatrian. Birkaç gözle bekliyoruz Samatrian'ın ne emirler vereceğini. Üstün körü geçtim kusura bakmayın. Yazarak anlatamam ve de anlatmaya çalışsam çok uzun sürer :)
Root'a olan saygımızı da unutmamak lazım. Dizide büyük bir hacker olmasına karşın kendi hayatlarını ve makineyi kurtarmak için süper bir mücadele veriyor. Ölmezse yaşar :)

Hannibal

Dexter kadar olmasa da, farklı bir psikopatlık dizisi. Hemde çok farklı. 2 sezonluk diziyi bir kaç günde bitirdim. Doğrusu sağlam bir mide gerektiren bir dizi. Kanlar, insan organları ve parçaları. Tam istediğim türden bir dizi. Birde bazen özel sunumlar yapıyor FBI'a. İnsan kuleleri, insandan beslenen mantar tarlaları, insan ağaçları filan. Özellikle de Dr. Hannibal Lecter'ın o yemek sunumları yok mu ? Yok işte. İnsan etinden Meksika yemekleri filan yapıyor bizim psikopatımız. Birde övünüyor. Haklı. Will Graham da onun gibi düşünebilen fakat onun gibi olanları yakalayan özel bir FBI ajanı. Adamı deli diye attılar hastahaneye sonra yakala şu adamı diye çıkarttılar. Yazık oldu ama iyi oldu akıllandı oda. Sezon finalinde bizim bu Hannibal gitti kesti ya la Will Grahamı, Jack Crawford, Abigail Hobbs ve  Alana Bloom'u filan hepsini doğradı geçti. En son yine Dexter'dan alındığını düşündüğüm, kendi psikoloğu ile kaçtı. Dexter'da biraz daha farklıydı ama olsun benziyor sonuçta.

Ve; Revolution

Her ne kadar final yapsalar da final olmadığına inandığımız bir finaldi. Bir ara devam eder gibimize geliyor. Biz dizi severler arasında. Söylenecek pek bir şey yok. Elektriğin olmadığı dünyayı anlatıyorlar daha ne olsun. Dizinin konusu biraz rotasından sapsa da, sonu gelmedi daha..

Neyse izlemeye devam.. :)

Biraz yalın bir anlatım oldu; resimler, fragmanlar filan olaydı iyiydi. Varmış gibi hissedin :)

uğur karadeniz

23 Mayıs 2014 Cuma

kendime haksızlık ediyormuşum.

ben kötüyüm diye.
meğer herkes kötüymüş. aralarında birkaç kötünün iyisi dolaşıyormuş. herkes aynıymış da, ben farklıymışım diye. meğer de meğermiş.

bazensizlik yaşadım, yaşıyorum yine bu aralar. ne kadar sürer, ne kadar sürdürür, ne kadar etkiler; bazen bilemiyorum. bazen ise bunu kontrolüm altında yapıyorum. ki o da saçmaladıklarımdır işte.

önceleri sormuştum kendime "ne oluyor lan bana  ? " diye. bir şey olduğu yokmuş. vizyona giren film gibi, galamı bekliyormuşum. tek kişilik. ben ve ben.

kendime haksızlık ediyormuşum. kendimi bilmeden ettiğim haksızlık, haksızlık mıdır ?
ironiler yaşayıp duruyorum. paranoyaklık da cabası. bariz bir hayattan kopuş aşamaları.

kendime haksızlık ediyormuşum. meğer hayata tutunmak gerekmiş.
evet tutunmam gerek.
tutanamayacak bir şey yoksa bile. kendime sarılmam gerekmiş.
öğrendiğim iyi oldu.

gala bitmiştir.
uğur karadeniz

6 Mayıs 2014 Salı

yazı..

Yine hayatımdan birkaç parça kodun benim için ne olduğunu sizlere anlatmaya çalışacağım. Yani bir başka deyişle saçmalayacağım..

Örneğin bazen bana kızıyorlar, mecaz nedir bilmez misin diye. Bilmiyorum. Bu kadar basit bir şey değil. Fakat programlama denen illete bulaştığımdan beridir ki, Programlama Gerçektir. Programlama mecaz olan bir şey var ise o da algoritmadır. Fakat o da gerçekliği bire bir yansıtacağından dolayı, mecaz anlam kazanmaz.

Evet. Programlama Gerçektir. Bir programın belirli bir parçasına, gidip de mecazi olaraktan bir değişken atamak başka, bir if yapısını mecazlamak başka.

Şimdi hal böyle iken, insan ister istemez, sanal bir dünyada kendine kendisinin kodladığı anlayış ve kavrayış sistemine nasıl karşı çıksın ?
Çünkü o anlayış ve kavrayış sisteminde mecazi anlamı katabilmek çok zor.

Birkaç hafta önce "Bilgisayara Öğrenmeyi Öğretmek Gerek" demiştim. Eğer bunu yapabilirsek, işte o zaman mecazi anlamı da bilgisayarların, kod parçalarının, belirli köşelerine sıkıştırıp, -tıpkı bir önceki virgülde kullandığım mecaz gibi- mecazi anlamda kodlar yazabiliriz ve bu bilişim çağında çığır açmak demektir.

Düşünsenize, gerçeklikten arınmış kodlar.. Daha doğrusu, bize öğretilen ve öğrendiğimiz o düzenli yapılara gerek kalmadan programlayabilmek. Tıpkı hayatımızı da programsız yönetirken mahvettiğimiz gibi.

Ki. Mecazi anlamdan nereye geldim bilmiyorum. Bazen bazı şeyleri mecaz anlamında anlamamak, karşılıklı polemiğe sürükleyebilir sizi.

Ve bu arada. Programlama gerçektir. Programlamayı yaşayabilmek, programlamayı yaşamayı istemek, sizi biraz hayalciliğe bir o kadar da gerçekliğe götürecektir. Bu hem bir çelişki, hemde büyük bir ironi.

saçmaladım mı ne yaptım bende bilmiyorum, teşekkürler :)
uğur karadeniz

3 Mayıs 2014 Cumartesi

yaklaşıyorsa zaman..

ya yaklaşıyorsa zaman.
hiç beklemediğin, hayalini bile kuramadığın.
belkide aklının ucundan bile geçmemiştir.
kim bilir..

ya yaklaşıyorsa zaman.
ya da ne bileyim, yaklaşmaya yaklaşıyorda olabilir.
aman.
uğur karadeniz