20 Şubat 2015 Cuma

düşünün.

Belirli bir zaman kod yazmadığınızı düşünün. Kafanızda o kadar çok senaryo kurup oynatıyorsunuz ki, kurduğunuz senaryoların algoritmaları bile oyuncularla örtüşmüyor. Garip. Halbuki yazan, yöneten, his katan, kuran, hatta ve hatta oynayan bile siz iken örtüşmüyor. Fakat bir çok kez deniyorsunuz.


Olay ara vermekte sanırım.


Bu arada iki satırlık aralıklar vererek yazıya heyecan kattığımı da düşünecek olursak, fazlası zarar lafının azı karar devamı olarak daha iyi anlamış oluyorum. Ki alışmış kudurmuştan beter olduğuna göre alışmadan önce nasıldı acaba ?


Sanki o anılar üstünü bir şuan anlatamayacağım şekilde örtmüş gibi ve her ne hikmet ise açmak bile istemiyorum.


Düşünün.


Ve bir iki satır aralık daha.


Düşünün.


Düşünemediklerinizi düşünün. Kod yazmaktan da öte. Sadece yazmak değil, yazmadığınız halde, dünya o kadar muhteşem bir algoritma üzerinde ki, tüm olasılıklar ve olması gerekenler kusursuzluk algoritmasının sadece ve sadece başla komutundan sonra geliyor sanki. Bitişini görmek çok, zor şuan için beklenen bir günün eşit olup olmadığını kontrol ederek, bitiş satırına geleceğiz ve bu sonsuz döngüdeki kırılma noktası bir nimet. Çünkü.. Açıklaması oldukça zor. Açıklamak ise açıklanmıyor.

Bu basit bir senaryonun, giriş perdesinin sadece kornişin de bulunan bir atom parçası gibi.

Gibi, gibi, gibi.

Çekirdeğin çekirdeği. İşte bütün mesele.

Düşünün. Aslında düşünmenin düşünmek olmadığını.

"-Sanırım kendi kendimi 3. kişi zamiri ile geçmiş zamanın geleceğinden bahsettim."..


uğur karadeniz 
(saçmalamak, sadece saçmalamak. )

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder